Diğdem, lisans hayatında yolu toplum bilimine düşüp, sosyal bilimlerle tanıştığından beri sanat toplum için, toplumsa insanın kendi için anlayışında devam etti.

Her ne kadar mesleği kalabalıkları incelemek ve hakkında makaleler okumak olsa da, kendi hayatının farkına vardığından beri içindeki kalabalıkla derdi büyüktü. İşte bu yüzden toplumdan topluma değişen bütün varoluşa hayranlığı gibi kelimeler bu yolculukta en iyi arkadaşı oldu.

‘Toplum mu benden sorulur, ben mi toplumdan sorulurum?’ sorusunun cevabı için daha çok sanat, daha az bilimin peşinde koşuştururken gerçeklikten uzak hayalsever aklı için hayat her zaman hissettiğinden şaşmamak oldu. Bilimin peşinde koşarken tanıştığı Bilim Elçileri Derneği ile, hayat meğerse gönül’lü olmakla varmış diyebildi.

Hayat felsefesi, bildiklerinin ve inandıklarının aksinden de bakabilmeyi öğrenmek olan Diğdem özgeçmişini tamamlarken şöyle devam ediyor; sanırım insan kendinden kısaca bahsedemiyor, affedin şimdiden bu kadar cümle için sosyolog hastalığı diyorum bu duruma ben.